<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Kios TV &#45; : Nahit Tufan</title>
<link>https://kiostv.net/rss/category/nahit-tufan</link>
<description>Kios TV &#45; : Nahit Tufan</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2026 &#45;  Kios TV | Tekno Hosting | All rights reserved. / Tüm hakları saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>NEREDE O YENİ RAMAZANLAR</title>
<link>https://kiostv.net/nerede-o-yeni-ramazanlar</link>
<guid>https://kiostv.net/nerede-o-yeni-ramazanlar</guid>
<description><![CDATA[ NERDE O YENİ RAMAZANLAR Başlığın tuhaflığından da anlaşılacağı üzere içinde bulunduğumuz Ramazan ayıyla ilgili iki eski konuda yeni birşeyler paylaşma arzusundayım. Birşeyin tuhaflığından dolayı birşey paylaşmak tuhaf bulunacaktır elbet. Fakat o tuhaf başlığın tersini değil de düzünü yazmış olsaydım herhangi birşey paylaşmış saymazdım kendimi. Değerli Okur Öncelikle şu yeni Ramazanlar konusuna açıklık getirelim. Çocucukluğumuzdan bu yana geçirdiğimiz Ramazanlar hep büyükler tatarafından hazır bir şekilde sunuldu bizlere. Ama şimdi biz büyüdük. O yüzden, Ramazan’a dair etkinlikleri küçüklerimize sunmak durumunda olan biziz artık. Birşeyi güzel yapan eski olması değil, ”ilk” olmasıdır. Yani bizim karşılaştığımız ”ilk”. Biz de kendimize ve küçüklerimize ilk olan... ]]></description>
<enclosure url="https://kiostv.net/uploads/images/202601/image_870x580_6973ebb9ea20c.jpg" length="46008" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Mar 2021 12:59:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>aday, aşı, değer, ekmek, et, etkinlik, hırsızlık, kar, kavga, nahit tufan, nerede o yeni ramazanlar, yardım, yasak, yasaklar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>NERDE O YENİ RAMAZANLAR Başlığın tuhaflığından da anlaşılacağı üzere içinde bulunduğumuz Ramazan ayıyla ilgili iki eski konuda yeni birşeyler paylaşma arzusundayım. Birşeyin tuhaflığından dolayı birşey paylaşmak tuhaf bulunacaktır elbet. Fakat o tuhaf başlığın tersini değil de düzünü yazmış olsaydım herhangi birşey paylaşmış saymazdım kendimi. Değerli Okur Öncelikle şu yeni Ramazanlar konusuna açıklık getirelim. Çocucukluğumuzdan bu yana geçirdiğimiz Ramazanlar hep büyükler tatarafından hazır bir şekilde sunuldu bizlere. Ama şimdi biz büyüdük. O yüzden, Ramazan'a dair etkinlikleri küçüklerimize sunmak durumunda olan biziz artık. Birşeyi güzel yapan eski olması değil, ''ilk'' olmasıdır. Yani bizim karşılaştığımız ''ilk''. Biz de kendimize ve küçüklerimize ilk olan şeyler sunabiliriz. Şimdi konuya giriyorum. Ramazan ayında oruç tutulmasının sebebinin İlahi emir olduğunu tekrarlamak başlıktaki iddamızla ters düşeceğinden -yazıda yazmış olsam da-  fazla irdelemeyeceğim. İlahi emirdir, âmennâ ve saddeknâ! Ama bir yönü daha var ki belki pek az duydun. Söylüyorum, Oruç kişisel terapidir. Hatta her ibadetin kişisel terapi boyutu vardır desem? Aklına şu soru gelebilir. ''Ama psikologlar ne güne duruyor?'' Evet, onlar da başımızın tacı. Ama her psikolog her hastaya kendi özel durumuna göre terapi uygular. Fakat Allah'ın terapisi herkese göredir ve tüm zamanlar için geçerlidir. Oruç sana kim için oruç tuttuğunu hatırlatır ve yanlış işlerden seni alıkoymayı hedefler. Oruç sana, normal zamanlarda yapılması serbest olan birşeyi yasaklar ve seni disipline sokar. Kişisel gelişim için en ihtiyacımız olan şey değil midir bu? Öte yandan kişisel gelişim uzmanlarının argümanları çağa uygun yani güncel olmalıdır öyle değil mi? Ama Oruç Allah tarafından emredilmiş olup tüm çağlara hitap eden en iyi terapi yöntemidir. Bir de zekat var toplumsal terapi için. Malının hiç olmazsa yüzde iki buçuğunu ihtiyaç sahibine vereceksin, bu kadar. Yani belirli bir zenginlik seviyesine ulaştıktan sonra asli ihtiyaçlar dışında 1000 liran varsa 25 lirasını vereceksin. Hepi topu bu. Şimdi, zekata elverişli insanlarımız hepsi bu ilkeyi uygulasa, ortada fakir kalmaz öyle değil mi? Fakir kalmayınca ne olacak biliyor musun? Ekmek kavgası, rantçılık, hırsızlık, mobbing, gelir adaletsizliği vb. sorunlar minimuma inecek. Her çalışan hobi için çalışacak belkide ve üretim daha kaliteli olacak. Yazımda başa dönmek huyumdur. Yeni Ramazanda zekatla ilgili yeni bir önerim var. Zekatımızı küçük parçalar halinde birçok kişiye verebileceğimiz gibi, tek parça halinde bir kişiye de verebiliriz. Küçük parçalar halinde aynı fakire sürekli verip, bir türlü zengin edemediğimiz bir fakiri zengin edebiliriz. Yani onu da zekat verebilecek bir duruma getirebiliriz. Hüküm Koyucunun maksadı senin malının elden çıkarılması değil, insanlar arası gelir düzeylerini birbirine yaklaştırmaktır. Evet, toplumsal terapi maksadı gözetmektedir Allah. Ve burada sana şöyle bir sorumluluk düşüyor. Hangi fakirin, aldığı yardımı iyi değerlendirip verimli hale dönüştürebileceğini tespit etmek. Böylelikle bilinçli bir ibadet yapmanın hazzı, sana dünyadayken cenneti yaşatmış olacak. Yazının sonunu bir yere bağlamaya da lüzum görmüyorum. Söyleyeceklerim bu kadar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KOMŞUDAN HABER VAR</title>
<link>https://kiostv.net/komsudan-haber-var</link>
<guid>https://kiostv.net/komsudan-haber-var</guid>
<description><![CDATA[ Ben açken tok yatan komşum var mı bilmiyorum. Hatta komşularım yatıyorlar mı, sürekli ayaktalar mı hiç bir fikrim yok. Çünkü altlı üstlü oturuyoruz. Yanyana değiliz. Birimiz diğerimize ağır geliyoruz yani. Komşumun gürültüsünü ben duyuyorum, komşular da bizim evde ne konuşuluyorsa… Dolayısıyla duymamak için kulak tıkıyoruz birbirimize. O kadar ki komşumun evinden cenaze çıktı tesadüfen gördüm geçenlerde. Başınız sağolsun demek için komşuma bakındım ama göremedim kalabalıkta. Çünkü simasını tam hatırlayamadım. Öte yandan bizim çocuklar diğer komşuyla tanışmışlar instagramdan. Sessiz sedasız, halim selim bir insanmış. Hiç sesi çıkmadığı için fark etmemişiz bugüne kadar. Iyi ki sesi çıkmamış(!) Bağımız diğer komşuyla kurduğumuz bağ gibi... ]]></description>
<enclosure url="https://kiostv.net/uploads/images/202601/image_870x580_6973ebbf97dc7.jpg" length="47223" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Feb 2021 11:43:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>aşı, cenaze, çocuk, et, haber, il, Instagram, kar, kavga, komşu, komşudan haber var, köşe yazısı, mahalle, nahit tufan, yol</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ben açken tok yatan komşum var mı bilmiyorum. Hatta komşularım yatıyorlar mı, sürekli ayaktalar mı hiç bir fikrim yok. Çünkü altlı üstlü oturuyoruz. Yanyana değiliz. Birimiz diğerimize ağır geliyoruz yani. Komşumun gürültüsünü ben duyuyorum, komşular da bizim evde ne konuşuluyorsa... Dolayısıyla duymamak için kulak tıkıyoruz birbirimize. O kadar ki komşumun evinden cenaze çıktı tesadüfen gördüm geçenlerde. Başınız sağolsun demek için komşuma bakındım ama göremedim kalabalıkta. Çünkü simasını tam hatırlayamadım. Öte yandan bizim çocuklar diğer komşuyla tanışmışlar instagramdan. Sessiz sedasız, halim selim bir insanmış. Hiç sesi çıkmadığı için fark etmemişiz bugüne kadar. Iyi ki sesi çıkmamış(!) Bağımız diğer komşuyla kurduğumuz bağ gibi olurdu bu 5 yıllık yeni komşuyla da. Sevgili okur, Cebrail(as)’in neredeyse mirasçı kılacağı komşuluk hukukunu nostalji gibi anlatma derdinde değilim. Ama neden birlikten kuvvet doğuramadığımızı sorgulamak gerekmez mi bu güçsüz ve yalnız zamanlarımızda. Kastımız, kalabalıklar içinde olan yalnızlığımızdır elbette. Hayat, herkes için yeterince zor değil mi sence de? Üst üste yığılmış metropol şehirlerde neredeyse bir insana bile temas etmeden yaşamaya çalışıyoruz. Derdimiz ne? Bireyselleşmek. Kime karşı bireyselleşeceğiz? Topluma karşı. Peki toplum olamadıktan sonra birey olmanın ne anlamı var? Hadi birey olduk. Sonrası ne peki? Ben söyleyeyim, farkedilmek için her yola başvurmak. Şimdi, paradoksa girmeden filmi geri saralım istersen. Birey olmak... Bu sözcüğün kökü ‘bir’ yani ‘tek’. Tek olmaya mı çalışıyoruz? Çok olmak, insanlarla temas etmek zor ve samimiyetsiz mi geliyor bize? Ola ki birbirimizi rahatsız ederiz de olumsuz şeyler yaşayabiliriz... Yazımın başında dedim ya, yan yana bile değiliz. Müteahhitlerden talep ettiğimiz yapılar, özel hayatı ihlal ediyor . Aile hayatındaki bir çok şeyi yaşayamıyoruz. Mesela kavga edemiyoruz, gülüp oynayamıyoruz. Aile içinde bırakın gelişmeyi en ufak meseleyi bile halledemiyoruz. Yani kendimizi gerçekleştiremiyoruz. Kendimizi gerçekleştirmek için aile içinde özgür olmak gerekir. Sonra komşulardan oluşan sokağımızda, sonra mahallemizde... Başı boş bir özgürlükten değil, kendi şahsiyetinle var olunabilen bir özgürlükten bahsediyoruz. Kurduğumuz sıradan şehirlerde, sıradan binalar inşa ediyor; çevremizle sıradan ilişkiler kuruyoruz. . Ne yazık ki bu tür bir şehirleşme kültürü, bir elin beş parmağının aynı seviye ve aynı işlevde olmasını dayatıyor bize. Bu şekilde oluşan parmak birlikteliğinden etkili bir yumruk yapmak mümkün mü sizce? Yazının başlığına tekrar dönecek olursak, komşu bizden sonraki ilk başkasıdır bizim için, aynı zamanda elalemin en yakınıdır bize.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>