<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Kios TV &#45; : Reyhan Çorum</title>
<link>https://kiostv.net/rss/category/reyhan-corum</link>
<description>Kios TV &#45; : Reyhan Çorum</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2026 &#45;  Kios TV | Tekno Hosting | All rights reserved. / Tüm hakları saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>AAAHH !… NEYDİ O ESKİ BAYRAMLAR?</title>
<link>https://kiostv.net/aaahh-neydi-o-eski-bayramlar</link>
<guid>https://kiostv.net/aaahh-neydi-o-eski-bayramlar</guid>
<description><![CDATA[ AAAHH !… NEYDİ O ESKİ BAYRAMLAR? ÇOCUKLUK Affan Dede’ye para saydım, sattı bana çocukluğumu. Artık ne yaşım var, ne adım, bilmiyorum kim olduğumu. Hiçbir şey sorulmasın benden, haberim yok olan bitenden. Bu bahar havası, bu bahçe, havuzda su şırıl şırıldır. Uçurtmam bulutlardan yüce, zıpzıplarım pırıl pırıldır. Ne güzel dönüyor çemberim, hiç bitmese horoz şekerim! Cahit Sıtkı TARANCI Ne güzel dizelerdir Cahit Sıtkı’nın bu şiiri. Acaba gerçekten satılır mı çocukluğumuz, satsalar değerini ödeyip de almaya, gücümüz yeter mi?. Kendi adıma söylüyorum; gidebilsem o günlere, neler vermezdim.! Serkan Bey eski bayramları yazmamı isteyince; doğrusu çok bayramlar yaşadım ama, ben gene de çocukluğumda... ]]></description>
<enclosure url="https://kiostv.net/uploads/images/202601/image_870x580_6973ebb8f364a.jpg" length="90738" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Apr 2021 13:02:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>afet, AMC, bursa, dolu, düştü, eba, eski bayramlar, gemlik, haber, komşu, okul, reyhan çorum, virüs, zeytin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>AAAHH !... NEYDİ O ESKİ BAYRAMLAR? ÇOCUKLUK Affan Dede’ye para saydım, sattı bana çocukluğumu. Artık ne yaşım var, ne adım, bilmiyorum kim olduğumu. Hiçbir şey sorulmasın benden, haberim yok olan bitenden. Bu bahar havası, bu bahçe, havuzda su şırıl şırıldır. Uçurtmam bulutlardan yüce, zıpzıplarım pırıl pırıldır. Ne güzel dönüyor çemberim, hiç bitmese horoz şekerim! Cahit Sıtkı TARANCI Ne güzel dizelerdir Cahit Sıtkı’nın bu şiiri. Acaba gerçekten satılır mı çocukluğumuz, satsalar değerini ödeyip de almaya, gücümüz yeter mi?. Kendi adıma söylüyorum; gidebilsem o günlere, neler vermezdim.! Serkan Bey eski bayramları yazmamı isteyince; doğrusu çok bayramlar yaşadım ama, ben gene de çocukluğumda tutuklu kaldım. Öyleyse dilimiz döndüğünce, haydi gidelim 60-70’li yıllara.. Tıpkı şeker tadındaydı eski bayramlar. Öyle şimdiki gibi çeşit çeşit şekerler, çikolatalar, tatlılar yoktu ama tadı damağımızda kaldı eskilerin. Biliyorum benim yaşlarımda olan bir çoğunuz o eski bayramları arıyorsunuz, mutlaka benzer duygular yaşadık o zamanın çocukları ve gençleriyle. “Ahh ah” derken, sizleri de görür ve duyar gibiyim.. Ne yazık ki; son yıllarda, elimizde kalan küçücük mutlulukları bile yaşayamaz olduk. Biz şanslı çocuklardık. Eski bayramları, değerlerimizi, kültürümüzü korumaya çalıştıysak da, son bir yıldır tüm dünyanın başına gelen felaket(virüs) nedeni ile, değil bayramı yaşamak, evlerimize hapsolduk, hatta çocuklarımıza, eş, ahbap, dostlarımıza hasret kaldık ve mezar ziyaretlerimize bile gidemez olduk. Bir rivayete göre 30 gün oruçtan sonra kutlanan Şükür Bayramı, zamanla olmuş “Şeker Bayramı.” Bende sağlığımıza ve her şeye rağmen hayatta olduğumuza şükrederek, kendi çocukluk masalımı anlatmak istiyorum. Kios Dergisinin tüm okurlarının Mübarek Ramazan bayramını, en güzel dileklerle, en içten sevgilerle kutlayarak. 1958 doğumluyum. Gemlik’te Kulaktaşı’nda çok kalabalık, büyük bir evde doğdum. Dedem ve babaannem en küçük oğulları babamla birlikte yaşardı ama, hemen aynı bahçe içinde iki amcamın da evi vardı. Dolayısı ile bir çok birbirine akran çocuk ve büyükler hep bir aradaydık.. Eskiden Gemlik’te üç beş küçük esnaf varsa da, genelde alışverişler Bursa Kapalıçarşı’dan yapılırdı. Gemlikliler bayramlarda ve zeytin zamanı sonrası soluğu Bursa’da alırdı. Ramazanın sonlarına doğru tatlı bir telaşe başlar, önce evler temizlenir, kapı önleri, bahçeler süpürülür elden geçirilirdi. Mezarlıklar da unutulmazdı, çiçekler ekilir, bakım yapılırdı. Yani ölüye de, diriye de kıymet verilirdi. Öyle anne ve babamıza gitmeden tatile gitsek, bir daha yüzümüze bakan olmazdı. Şimdinin tam aksine, bayramlar aileleri birleştirir, küsleri barıştırır, aradaki mesafeleri yok ederdi. Hazır giyim önceleri çok yoktu. Babamın da dahil olduğu bir kaç manifatura dükkanı sahibi, en son çıkan moda kumaşları takip eder, İstanbul’dan getirirdi. Kumaşlar önceden seçilir, bayan terzilerine verilir, randevular alınırdı. Terziler son zamana bırakırsanız nazlanır dikmek istemezdi. Bu nedenle herkesin özel terzisi vardı. Pek de kimse kimseye model vermezdi. Tek ve özenli olmak isterdi Gemlikliler. Erkek terzileri de farklı değildi. Gece gündüz çalışır, hazırlık yaparlardı. Ninem bir minibüs tutar, gelin, torun, komşu artık kim varsa içine doldururdu. Önce Bursa kebapçısına gidilir, sonra alışveriş başlardı. Kapalıçarşı’da tanıdık esnaflar vardı, Bursa bile şimdiki gibi kalabalık değildi. Onlar devamlı müşterileri tanır, kapılarda hürmetle karşılarlardı. Giderken tatlı bir heyecan yaşardık ama dönüş daha da heyecanlı olurdu. Çünkü zaman geçmek bilmezdi, bayramın gelmesini ve alınanları bir an önce giyebilmeyi iple çekercesine beklerdik.. Bayramdan önce uzakta olanlarda unutulmazdı. Kitapçı Arif Amcanın dükkanı ve bir iki kırtasiye, bayram öncesi kapı önünü çeşit çeşit bayram kartları ile doldururdu. Özene bezene göndereceğimiz kişinin zevkine göre seçer, arkasını yazar, doğruca postane yolunu tutardık. Herkese bayram tebriği gönderir, tabi karşılığı gelir mi? Diye postacı yolu gözlerdik. Böyle bir sanal bayramlaşma olurdu. Arife günü şekerciler de dolar boşalırdı. Çeşit çeşit lokumlar, bademler, çikolatalar vitrinleri süslerdi. Teneke kutularda, sandıklarda daha çok lokumlar olurdu. Cam kavanozlarda badem şekerleri çok güzeldi. Bir yere bayramlaşmaya gidiyorsanız eli boş gidilmezdi. O nedenle babam da eve kutu kutu Şekerci İsmail’den alınmış, paketlenmiş hediyeler ile gelirdi. Arife günü artık yemekler, tatlılar, hazırlıklar biter akşam banyolardaki odun sobaları yanardı. Çarşı hamamı, Balıkpazarı hamamı da o gün dolu olurdu. Sıra ile yıkanan çocuklar doğru büyüklerinin elini öperdi. Onlar da “ Sıhhatler olsun, el öpenleriniz çok olsun, mis gibi kokmuşsunuz” der bizi öper, severlerdi. Gece baş ucumuzda pabuçlar, kıyafetler, kurdelelerle uyurduk. Nasıl heyecanlanmayalım? Bayram ve okul zamanı alınan yeni giysilerimiz ancak özel günlerde giyilir, diğer zamanlarda yine çok da fazla olmayan gündelik kıyafetlere dönerdik. Yani “ Bugün kullan, beğenme at, yarın yenisini al” devri yoktu eskiden, üstelik biz hali vakti yerinde olan bir ailenin çocuklarıydık. Ve bayram sabahı.. Erkekler camiye gider, biz çocuklar ve kadınlar mezarlık yolundan mezarlığa giderdik.. Annelerimizin başlarında örtüler, koltuklarının altında Kur-an’larla. Özellikle bizleri de götürür, şu mezar şu kişinin der anlatırlardı. Küçücük ellerimizi açar, dilimiz döndüğünce her birine dualar mırıldanırdık. Mezarlık dönüşü büyük sofralar kurulur, çeşit çeşit yiyecekler hazırlanır, erkekler namazdan gelir, aile büyükleri sofranın baş ucunda, tüm aile hep birlikte otururduk sofraya. Annem yaptığı nefis cevizli lokumların içine birde yumurta saklardı. Hatta para koyan da vardı. İçindeki hediyeli lokumu seçen sevinçle lokumunu yerdi. Bayram yemekleri yine amcalar, yengeler ve gelen misafirlerle hep birlikte yenilirdi. Bunun için günlerce hazırlıklar yapılırdı. Limonatalar, yöresel tatlılar ve yemekler tencere tencere pişirilir saklanırdı.. Bizim evimizde likör ikram edilmezdi kahvenin yanında. Ama amcam memur olduğu için gelen arkadaşlarına çikolata yanında likör de sunardı. O’ na da çok gençler ve mesai arkadaşları gelirdi. Dedem yaşça büyük ve Gemlik’in hatırlı bir kişisi olduğu için bayram ziyaretine gelenleri günlerce annem ağırlardı, bu nedenle de evimizden misafir eksik olmazdı. Belki de böyle bir evde büyüdüğüm için bayramlar şimdi benim için çok sönük. Nihayet sıra sıra giyinir, büyüklerimizin elini öper, bayram harçlıklarımızı alırdık. Tabii annem mahallenin çocuklarını da hesaplar, günler öncesinden mendil ve çoraplarının içine bayram harçlıklarını da koyardı. Ahh o mendiller, kimi hazır üzerleri çizgili, desenli, kimi oyalı. Mahalleler şimdiki gibi apartman değildi, genelde evler müstakildi. Herkes akraba, tanıdık. Öyle güvenlik problemi yoktu. Kimse bize şuraya gitmeyin, şundan şeker almayın, kimse ile konuşmayın diye tembih etmezdi. Biz her şeye sahip çocuklardık, yine de öyle bolluk yoktu. Bir bayram kıyafetimiz vardı. Annem ancak üstünüzü kirletmeyin diye tembih ederdi. Öyle dört güne dört kıyafet zengin evinde bile yoktu. Kulaktaşı çınarının dibinde sayıları bir hayli fazla çocuk toplaşırdık. Çabucak ziyaretler tamamlanır, harçlıklar alınır, doğru Bakkal Mahmut Didik’te soluğu alırdık. Küçücük mahalle bakkallarının içine her şey sığıyordu. Nasıl sığmasın? Şimdiki gibi çeşit çeşit marka yoktu ki!.. Bu arada mahalleye seyyar satıcılar gelir, elma, horoz şekerleri, pamuk, kağıt helvalar, macunlar, şam tatlılar, tittirilit, dondurma, çeşit çeşit şeyler satardı. Leblebi tozu, çatapat onlar bakkaldan..En büyük zevkimiz o çatapatları taşlara sürte sürte patlatmaktı. Davulcu ve ayıcı onlarda bayram günü bahşiş toplardı. Elinde defle, burnundan zincirli ayı’yı “ Hadi kızım oyna; hadi kocaoğlan bayıl bakalım hamamdaki karılar gibi” diyerek oynatan ayıcıları da unutamam. Hem korkar, hem toplaşır seyrederdik. Bir hayvana eziyet etmek ne kadar günah, pek de bilemezdik sanırım. Sonra defi ters çevirir, seyredenlerden bahşiş toplardı ve zinciri çeke çeke giderdi ayıcı. Gülleri var elinde, Türkü söyler dilinde, Sevdiğim görüşelim, Bugün bayram yerinde. Bayram yerleri.. Tam bir karnaval yeri. Biz evimiz yakın olduğu için Atatürk Okulunun oraya giderdik. Zeynel amcanın elle döndürmeli dönme dolapları, salıncaklar, Hacivat Karagöz oyunu perdesi kurulur, satıcılar gelir, adeta bayram bir şenlik havasında geçerdi. Bisikletçi İsa’nın önünde bisiklete binmek isteyen çocuklar kuyruk oluştururdu. Tabi biz daha ilk günden harçlıklarımızı bitirir, üstümüzü kirletir anne ve babalarımızdan birde azar işitirdik. Yedeği olmayan bayramlıklar akşamdan yıkanır, kurutulur, ertesi gün yine giyerdik. Bu sefer evden aldığımız harçlıklarla bayram yerine koşardık. Mutluyduk, neşeliydik, kahkahalarımız içtendi, sevgiler karşılıksız samimiydi. Şimdi özlediğimiz ve aradığımız; geride kalan ve bir daha asla geri gelmeyecek olan neşeli günler, hayal etmesi bile mümkün olmayan günler yaşadık. Biz taşlı topraklı mahallelerde; çelik çomak, sek sek, körebe, beş taç oynadık, ip atladık, topaç çevirdik. Düştük dizlerimiz yaralandı. Derme çatma kaydıraklara bindik. Şimdiki gibi en teknolojik oyuncaklarımız yoktu. AVM’lerdeki oyun parkları şimdi envayi çeşit oyuncakla dolu. Çocukların kendine ait odalarında çeşit çeşit kıyafetler, bilgisayar, her şey var açıkçası. Şimdi hiç gazete okuyan bir çocuk göremezken, biz kese kağıdındaki yazılanları okurduk. Gazeteler çıkmazdı bayramda ama Bayram Gazetesi alınır ve okunurdu evlerde. Torunlarıma ve bugünün çocuklarına baktığımda, iyi ki dünyaya erken gelmişim , iyi ki o günleri yaşamışım diyorum. Dönme dolaba bindiğimizde korkan çocuklardık biz, korku nedir bilmezdik, sokaklarda oynardık. Yarın endişemiz yoktu, olan olmayanla paylaşırdı. Horoz şekeri almanın hesabını yapar, alınca da mutlu olurduk. Kumaştan bez bebekler dikerdik, bulduğumuz her şey oyuncağımızdı, bakkaldan aldığımız bir küçük top bile sevindirirdi bizi. Zor elde eder, kıymet ve değer bilirdik.. İmkanlar olsa bile ailemizde almazlardı, şımartmazlardı. Herkesin alabileceğinin üstünde şeyler giymemiz, gezmemiz ve alamayanların olacağını düşünerek yememiz bize yasak, tembihliydi.. Yani anlayacağınız, bayramda alınan kırmızı pabuçlarımızın değeri, öptüğümüz ellerin sıcaklığı ve güveni vardı. O günlerden geriye, özenle çektirdiğimiz bayram fotoğraflarımız ve anılarımız kaldı. Çocuk olsam yeniden.. Bir tek düştüğüm için acısa içim, Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece.. Cemal Süreya</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜNYA SİHİRBAZLAR KRALI, ABRAKADABRA</title>
<link>https://kiostv.net/dunya-sihirbazlar-krali-abrakadabra</link>
<guid>https://kiostv.net/dunya-sihirbazlar-krali-abrakadabra</guid>
<description><![CDATA[ NE SİHİRDİR, NE KERAMET DİYORUZ BU SAYIMIZDA.. SİHRİN USTALARINDA; DÜNYACA ÜNLÜ SİHİRBAZLAR ARASINDA, GEMLİKLİ BİR SİHİRBAZ İllüzyonist, sihirbazlık ve illüzyon sanatını icra eden kişiye verilen addır. Dünya sihir üzerine kurulsaydı, kim bilir neler yapardık..! Kısaca tanımı.. İllüzyon büyük sabır ve çalışma gerektiren bir sanat dalıdır. Öğrendiğiniz bir şeyi sergilemeden önce, mutlaka bir çok defa tekrar yapmanız ve bıkmadan çalışmanız gerekmektedir. Hiçbir illüzyonist bir öğretici olmadan sanatını öğrenmemiştir. Ancak kişiler illüzyon sanatının temellerini öğrendikten, konuya hakim olup işin esaslarını kavradıktan sonra; becerileri ölçüsünde yeni oyunlar, teknikler bulup geliştirebilirler ki; zaten olması gereken de budur.. Belki biliyor, tanıyorsunuz, belki de hiç duymadınız.... ]]></description>
<enclosure url="https://kiostv.net/uploads/images/202601/image_870x580_6973ebbea243f.jpg" length="94524" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Mar 2021 11:55:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>abrakadabra, AMC, bursa, ders, düştü, eba, gemlik, gemlikli, haber, kaza, öğrenci, program, reyhan çorum, seçim, sihirbaz, TV</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>NE SİHİRDİR, NE KERAMET DİYORUZ BU SAYIMIZDA.. SİHRİN USTALARINDA; DÜNYACA ÜNLÜ SİHİRBAZLAR ARASINDA, GEMLİKLİ BİR SİHİRBAZ İllüzyonist, sihirbazlık ve illüzyon sanatını icra eden kişiye verilen addır. Dünya sihir üzerine kurulsaydı, kim bilir neler yapardık..! Kısaca tanımı.. İllüzyon büyük sabır ve çalışma gerektiren bir sanat dalıdır. Öğrendiğiniz bir şeyi sergilemeden önce, mutlaka bir çok defa tekrar yapmanız ve bıkmadan çalışmanız gerekmektedir. Hiçbir illüzyonist bir öğretici olmadan sanatını öğrenmemiştir. Ancak kişiler illüzyon sanatının temellerini öğrendikten, konuya hakim olup işin esaslarını kavradıktan sonra; becerileri ölçüsünde yeni oyunlar, teknikler bulup geliştirebilirler ki; zaten olması gereken de budur.. Belki biliyor, tanıyorsunuz, belki de hiç duymadınız. Bu sanata gönül vermiş ve yurt dışında ülkemizi temsil etmiş, dünyaca ünlü Gemlikli bir İllüzyonist var. DÜNYA SİHİRBAZLAR KRALI.. ABRAKADABRA KİMDİR, NERELİDİR? Şapkadan tavşan çıktığını, uçan insanları ilk kez onun şovlarında gördük. 56 yıllık sihirbaz, Abrakadabra .. Onu hiç tanımadım ama araştırdım tanıyanları bularak çıktım yola. Akrabası Hüseyin Üre ve arkadaşı Halit Korkusuz ile görüştüm önce. Sonra kızları Oya Demirtok ve Pelin Demirtok'a ulaştım. Bu yazıyı hazırlamamda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Pelin Hanım ve Oya Hanım çok yakın davrandılar, eşi ve diğer kardeşleri adına da çok mutlu olduklarını, Gemlik'e selam ve sevgilerini iletmemi söylediler..1924 Gemlik doğumlu Lütfü Demirtok. Dedesi Gürcü Ali Bey( Acar), Batum'dan Gemlik'e gelerek yerleşmişler. AVM'den Lise Caddesine çıkarken, köşedeki şuan metruk haldeki ev, Gürcü Ali Bey'in evi. Oğlu Mehmet'in ilk eşinden oğlu Lütfü Bey, Tevfik, İhsan, Banu diğer çocukları. Babası hep Gemlik'te yaşamış. Hatta birde dedesinin çiftliği varmış. Lütfü Demirtok'un ilk evliliğinden olan çocuğu Okan Demirtok, sonra Dilek Hanif ve Murat Demirtok ikinci evliliğinden, Canan Demirtok ve Pelin Demirtok birde Oya Demirtok çocuklarıdır. Lütfü Demirtok bir ara Gemlik'te ticaretle uğraşmış. Sanayide yol üzerindeki Tilt fabrikasında Atari malzemeleri yapıyormuş. Türkiye'ye ilk Atariyi kendisi getirmiş. Kumla ve Gemlik'te dükkanlar açmış. Sonrasında iş yerini kapatarak kiraya vermiş ve halen mülkü mirasçılarına aitmiş. Uzun süre eşi Necla Hanım ve kızı Pelin ile Kumladaki evlerine gelerek, yazları orada yaşamışlar. Gemlik de yaşanmış bir çok anıları var. En uzun ve son evliliğini de Necla Hanımla yapmış. Eşi Necla hanım hala Lütfü Bey ile hayatlarını geçirdikleri İstanbul’daki evlerinde ikamet ediyor. Pelin Hanım’ın gönderdiği gazete kupürlerinde son röportajları ile Lütfü Demirtok.. Sanat hayatına 13 yaşında bateri ve akordeon çalarak başlayan Demirtok, Bursa temsil sinemasında 10 kuruşa seyrettiği gösteriden sonra sihirbazlığa ilgi duymaya başladığını belirtiyor. İlk gösterisine ailesinin kendisini tanımaması için peruk ve sakal takarak çıktığını söyleyen Demirtok, şöyle konuşuyor; “Kendi çapımda çalışmalar yapıyordum ama akrabalarım gösteri yaparsam beni öldüreceklerini söylüyorlardı. Bu yüzden Bursa’daki ilk gösterime, tanınmamak için sarıklı ve sakallı çıktım. Bu gösteride 15 bin lira kazandım. Aldığım alkışlar beni daha da hırslandırdı.22 yaşında panayırda basit el oyunları ile insanların dikkatini çekmeye başlamıştım. Hatta gösterime çıkmadan önce bir de bit pazarından 75 liraya pelerin almıştım. Daha sonra yeni oyunlar bulmuş, kendime bir kadro oluşturmuştum. Sahne hayatım böylece başladı. Hiç unutamadığı anısı.. İlk büyük gösterisinde asistanını kaza ile bıçakladığını söyleyen Demirok, o günü şöyle anlatıyor. "Bir kaç küçük gösteriden sonra, Çorlu'da 350 kişilik bir sinemada sahneye çıktım. Kalabalığın karşısında dilim tutulmuştu. Asistanım Kemalettin Doğan'ı sandığın içine saklayıp bıçakları saplamaya başladığımda, kan akmaya başladı. Kılıçlardan biri saplarken takıldı. Şoka girdim. Asistanım sağır ve dilsiz olduğu için sesini çıkaramadı ama garip garip sesler çıkarıyordu. Allahtan kılıç bacağına batmıştı. İlk ve son yanlışı o zaman yapmıştım. Kendimi çabuk toplayarak, gösterime devam ettim ve sahneden büyük alkışlarla ayrıldım" ANNEM BABAM YÜZÜNDEN ÖLDÜ.. Asıl soyadının Acar olduğunu söyleyen Lütfü Demirtok, babam annemin üzerine kuma getirmiş. Annem bu acıya dayanamayarak intihar etmiş. Ben yakınlarımın yanında yetim büyüdüm. Babama olan nefretimden dolayı 30 yıl önce annemin soyadını aldım. Anne ve baba sevgisi nedir bilmiyorum. Onun için çocuklarıma iyi bir baba olmak için elimden gelen her şeyi yaptım. İstanbul Tıp Fakültesi mezunu olan,1952 yılında ses tiyatrosunda çalışmaya başlayan Demirtok, uzunca bir süre her iki işi birden yapmaya çalışmış. Ancak bir gün Tabipler Odasından bir yazı gelince iki meslek arasında seçim yapmak zorunda kalmış. Doktorluğu bırakan Abrakadabra emin adımlarla mesleğinde ilerlemeye başlamış. Tek rakibim Zati Sungur’du. Ben sahneye çıktığım zaman Zati Sungur sahnesini bırakıp beni izlemeye geliyordu. Tüm dünyayı dolaştım, ama artık yoruldum. Bakanlara medyumluk yaptı.. Eski Başbakanlardan Adnan Menderes de dahil olmak üzere, çok sayıda devlet adamının falına baktığını söyleyen Demirtok, Türkiye’de kendisinden başka medyum olmadığını ifade ediyor. Benden sonra kendilerini medyum olarak ilan edenlerin hepsi sahte. Büyü ve cin denen bir şey yok. Zaten bu kavramların dinimizde de yeri yok. Sanatkarlar hazırı satar, illüzyonun içinde sihir, terapi, hipnoz vardır. Hepsini toplayınca illüzyon ortaya çıkar. Türkiye’de bu işi ilk yapan Zati Sungur’dan sonra geldiğini, lakabını ansiklopediden bulduğunu söylüyor. Adnan Menderes ve çok sayıda bakana medyumluk da yaptım. Onlara tarot, su ve el falına bakıyordum. Bakanlar ve iş adamları gösteri sonrası beni almak için özel arabaları ile uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ünü dünyaya yayılan Abrakadabra hakkında ; illüzyonist David Copperfield gösteri yapmak için kendisini ülkemize davet edenlere, “ Ülkenizde Abrakadabra var, benim gelmeme gerek yok. Benim oyunlarımın esin kaynağı Abrakadabra’dır” demiş. Sonra illüzyonist David Copperfield ülkemize gelince bana gösterisi için davetiye gönderdi. Yetiştirdiğim öğrencilerimin en iyisinin de Mandrake idi. Dünyada dolaşmadığı ülke, bilmediği oyun olmayan Abrakadabra, 1965 yılında düzenlenen Sihirbazlar Dünyası Olimpiyatlarında da birinci seçildi. Amerika, Almanya , Kanada televizyonlarında şovlar yaptı. Almanya Tercüman Gazetesi’nin de kurucuları arasındadır. Lütfü Demirok ayrıca Süleyman Demirel’in 7-8 sene danışmanlığını yapmış ve arkadaşıymış. ATV’DE SAHNE ŞOVLARI.. Televizyonda sahne şovları ile izleyicileri ekran başına kilitleyen Abrakadabra’yı tanıtım haberlerinde şöyle yazıyor.. Türkiye’nin en büyük illüzyonistlerinden biri olan Lütfü Demirtok, Yani Abrakadabra’nın sahne şovlarından birini izlemeye ne dersiniz? Seyircilerin şaşkınlıklarını gizleyemedikleri şovda ilk olarak Dr. Abrakadabra, İzleyicilerden aldığı parayı bir kağıda sarıp yakacak, bir kaç dakika sonra parayı seyircisine teslim edecek.. Diğer gösteride ise, bardağa doldurduğu kolayı suya çevirecek. Kağıt yaktığı boş bir bardaktan pırıl pırıl su boşaltacak. Ortaya konan bir radyoyu önce kafes, sonra kapak şekline getirecek. Kapak kaldırıldığındaysa radyonun yerinde çok şaşıracağınız bir şeyle karşılaşacaksınız. Programın sonunda esmer güzeli bir kızı kılıçları sapladığı bir kutuya sokacak.. Yapım şirketi kurup yapımcı olarak filmler de çekmiş, internette afişleri bulunmakta. Köy Canavarı- Kenan Pars, Muhterem Nur (1956), Bataktaki Kız-Turan Seyfioğlu, Neriman Köksal( 1955)- İki kafadar deliler pavyonunda( 1952) En son 2001 yılında TRT’de yayınlanan Üzgünüm Leyla isimli dizide bir illüzyonisti canlandırmıştı. HÜSEYİN ÜRE VE HALİT KORKUSUZ'A SORDUM.. NASIL BİRİYDİ? Hüseyin Üre. "Biz akrabayız. Eşi ve kızı Pelin ile bizim Umurbey'deki çiftliğimize gelir giderdi. Çok muhabbetçi biriydi. Çocukluğu İstanbul'da geçmiş. İstanbul'da İsmet amcalarda kalırmış.1965 yılında Dünya Sihirbazlar Kralı seçilen Abrakadabra, Türkiye'nin her yerinde gösteriler yaptı. Hatta Gemlik'te Avcı'nın Sineması'nda gündüz kadınlara, gece erkeklere gösteriler yapardı. Kendi akrabası olan Nurettin Gülal kapıda bilet keserdi. 63-64 yılları olabilir. ATV’de Abrakadabra isimli şovuyla sanatını geniş kitlelere yayan Demirtok hatta yaptığı bu şovdan kazandığını da, daireye yatırdığını söylemiş Hüseyin Bey'e.. ARKADAŞI HALİT KORKUSUZ.. Lütfü abi benden büyüktü ama iyi görüşürdük. Esas mesleği Sinir Hastalıkları Doktoru. Benim onu tanıdığımda sihirbazdı. Gemlik de AVM'den liseye çıkarken köşedeki eski perili ev gibi duran yeşil ev, onun babasına aitmiş, orada büyümüş."Çocukken bana bir şey geldi, ondan sonra değiştim, olacakları sezmeye başladım" derdi.Bir kaç kez sordum, nasıl sihir yapıyorsun? Diye. "Bizde öğretmek olmaz" dedi.Tavla oynamayı severdi. Dört sayı avans verir, 5'te bitirirdi. Televizyonda Amerikalı meşhur bir sihirbazın gösterisini izliyorduk, " Benim 50 sene önce yaptıklarımı yapıyor" demişti.Balarısı Ahmet'te Gemlikliydi. İzlemeye gittik. Bizi Tepebaşı Gazinosu'nda Gönül Yazar ile çalışırken ağırladı. 58-60'lı yıllarda Gemlik'e tekrar geldi. Evlerimiz yan yanaydı. Benim sünnet düğünüme gösteri yapmaya gelmişti. Dere kenarındaki babamın dükkanına geldi. Yazıhanedeki kasadan babam para almak için gitti, kasayı açtığında içinin boş olduğunu görerek şaşırdı. Babam " Paralar yok olmuş" deyince; Lütfü amca "Galiba içerideki ekmek dolabının üstünde paralar duruyor" dedi. Halbuki hiç yerinden kalkmamıştı. Nasıl yaptı ? Anlayamadık.Hatta bizim evde yemek yiyorduk, çatalla bardağa vurarak kalktı sofradan, o sesler o kalktıktan sonra da çıkmaya devam etti. Sinemada bir seyirci kadını kestiğini yine gözlerimle gördüm. KIZI ÜNLÜLERİN MODACISI.. Dilek Hanif: 8 Nisan 1962 tarihinde İstanbul‘da doğmuştur. Modaya olan ilgisi daha çocuk yaşta ailesinin tekstil işletmesine yardım ederek başladı. Erenköy Kız Lisesi’nde okudu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde kara kalem, desen çalışması, kumaş boyama gibi dersler alarak kendini her konuda yetiştirmeye özen gösterdi. Şu anda yurt dışında ve içinde sayılı modacılarımız arasında yer almaktadır.Oya Demirtok: Yapımcılığa 95 yılında başlamış. Gazeteciliği birlikte yürütmüş başarılı bir yapımcı, yazar. Aynı zamanda Kadınca Dergisinin de imtiyaz sahibi. Oya Hanım 2 yıl önce Habertürk kanalında yapımcı-sunucu olarak yaptığı “Oya Gibi Kadınca” programında Dilek Hanif ile röportaj yaparak, birlikte izleyici karşısına çıkmışlar. Ve Sevgili Pelin Demirtok Ülgen; babasının son röportajlarında bahsettiği en küçük kızı. Şuan yeni evlenmiş Pelin Hanım. Yönetmenlik yapıyor, eşi de yapımcı.Lütfü Demirtok kendi çocukları ve eşlerinin çocuklarına bir baba şefkati ile yaklaşmış hep. Çocukluğunda yaşadığı aile eksikliğini, babasının ilgisizliğini, onlara hiç yaşatmak istememiş. Pelin hanım babasına hayran, sadece herkesin tanıyıp, sanatına hayran olduğu Abrakadabra olarak değil, bir baba olarak. "Neşeli, gülen, şen babam; top sakallı bir dede, çok güzel bir babaydı" diyor sevgiyle ve hüzünle sesi titreyerek. Annesi ve babası ile birlikte çok mutlu ve düzenli, huzurlu bir evde büyümüş. Hep hayran olduğu babası gibi bir eş aramış. Annesi en yakın arkadaşı. 10 yaşından beri babasının öğrencisi. Sihirbazlığı öğrettiği kızının mesleğini bıraktığı yerden sürdüreceğini söylüyor Abrakadabra . Ve yayınlanan röportajlarında jübileden kazanacağı parayı, kızının iyi bir eğitim alması için harcayacağını tekrarlıyor. En büyük yardımcısının eşi Necla Hanım olduğunu da söyleyen Lütfü Demirtok "Gösteri için sahneye çıkacağım zaman beni eşim hazırlar. Bundan sonraki yaşamımı evimde eşim ve kızım Pelin ile geçireceğim. Sihirbazlık mesleğini ise kızım Pelin devam ettirecek. Çok sayıda kostümüm var onları gerçekten bu mesleği icara edenlere vereceğim.. Şimdilerde bu mesleği ayağa düşürdükleri için ben çekilmek istiyorum. Bir mendil kaybeden bile sahneye çıkıyor. En kabadayısı bile sahnede 20 dakika dayanabilir. Benim şovlarım tam 2.5 saat sürüyor." En büyük arzusu jübile yaparak sahnelere görkemli bir şekilde veda etmekmiş, uzun bir süre bunun için sponsor aramış. Çocukları ve dostları bu arzusunu gerçekleştirebilmek için çok çaba göstermişler, fakat jübilesine az bir zaman kala, maalesef ömrü yetmemiş.Evinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan 82 yaşındaki ünlü illüzyonist Lütfi Demirtok bütün müdahalelere rağmen ölüme yenik düştü. Sanatını icra ettiği zamanlarda çok renkli bir hayatı olan illüzyonist Lütfü Demirtok, geçirdiği kalp krizi sonucu 08.01.2006 tarihinde hayatını kaybetti. ‘Abrakadabra’ lakaplı Demirtok, uzun zamandan beri çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle tedavi görüyordu. Mezarı Aşiyan mezarlığındadır. Sihri ve illüzyonu sevdiren isimdi.. Saygı ve rahmetle anıyoruz.. REYHAN ÇORUM..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NEDEN ARAP FETHİ?</title>
<link>https://kiostv.net/neden-arap-fethi-28345</link>
<guid>https://kiostv.net/neden-arap-fethi-28345</guid>
<description><![CDATA[ HAYATIMIZA NEŞE KATAN,GÜLÜMSETEN RENKLİ İNSANLAR.. Onlar bizlere her zaman canlı, taptaze, ölümsüz anılar bırakarak göçerler aramızdan.Ve biz onları hiç unutmayız. Tıpkı şarkıdaki gibi!! “Yıllar geçse de üstünden, bu (Gemlik) seni unutur mu?” Bizde unutmadık rahmetli Fethi Kalkan’ı.. Herkes onu ARAP FETHİ olarak bilirdi. Eskiden Gemlik’de herkes birbirini lakaplar ile tanırdı. NEDEN ARAP FETHİ? Rahmetli abisi Adem Kalkan’ın kızı Hülya Kalkan; ailesi ile ilgili yaptığım (gazetede yayınlanacak) röpörtajında şöyle anlatıyor. Dedemler mübadelede Preveze’den gelmiş. En büyük halam geldiğinde 2 yaşındaymış. Babam ve amcamlar Gemlik’de doğmuş. Dedemin erkek kardeşi Hüseyin Arabistan’da askerlik yapmış, orada ölmüş ve gömülmüş. Dedem Manav Yakup’a çok esmer... ]]></description>
<enclosure url="https://kiostv.net/uploads/images/202601/image_870x580_6973ebc36a3ac.jpg" length="88486" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Feb 2021 00:44:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>arap fethi, gemlik, reyhan çorum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HAYATIMIZA NEŞE KATAN,GÜLÜMSETEN RENKLİ İNSANLAR.. Onlar bizlere her zaman canlı, taptaze, ölümsüz anılar bırakarak göçerler aramızdan.Ve biz onları hiç unutmayız. Tıpkı şarkıdaki gibi!! “Yıllar geçse de üstünden, bu (Gemlik) seni unutur mu?” Bizde unutmadık rahmetli Fethi Kalkan’ı.. Herkes onu ARAP FETHİ olarak bilirdi. Eskiden Gemlik’de herkes birbirini lakaplar ile tanırdı. NEDEN ARAP FETHİ? Rahmetli abisi Adem Kalkan’ın kızı Hülya Kalkan; ailesi ile ilgili yaptığım (gazetede yayınlanacak) röpörtajında şöyle anlatıyor. Dedemler mübadelede Preveze’den gelmiş. En büyük halam geldiğinde 2 yaşındaymış. Babam ve amcamlar Gemlik’de doğmuş. Dedemin erkek kardeşi Hüseyin Arabistan’da askerlik yapmış, orada ölmüş ve gömülmüş. Dedem Manav Yakup’a çok esmer olduğu için Arap Yakup derlermiş. Bu lakap esmer olan amcama da miras kalmış. Fethi Kalkan’ı yakından tanıdığım zamanlar.. Her ikimizde esnaftık.1995 yıllarında benim Balıkpazarı 1. caddede eşofman sattığım iş yerim vardı, Fethi Kalkan’da 1.kordonun(Avcı Gazinosu’nun olduğu yerler) sonunda seyyar ayakkabı satardı. Yüncü dükkanlarını kaparak ayakkabıcılığa başladığı zamanlardı. Selamlaşır konuşurduk; daha doğrusu dükkanımın önünden her geçtiğinde, ”İki esnaf dertleşirdik esnaflık üzerine” desem daha doğru olacak. Sanırım pek kimseye sıkıntısını yansıtmaz, neşe ve canlılık ile insanlara güler yüzle hizmet ederdi.. Sahile dizerdi kutu kutu ayakkabıları, bir kısmını da dökerdi yerlere. Başlardı “VİVA VİVA” diye bağırmaya. Bütün hanımlar beyler toplanırdı başına. Şunu da ver, bu da olsun, şu numara, şu renk var mı diye kapış kapış satılırdı ayakkabılar. Çok para kazandı mı? Sanmam. Kolay değildir insanlarla uğraşmak, sabır işidir esnaflık. Onun hakkında yazılanlara geçmeden önce oğlu Levent Kalkan ile görüştüm.. Babası kadar annesi de Gemlik’in meşhur bir terzisiydi. Sunğipek Fabrikası mensupları ve Gemlik’in hanımları ona dikiş diktirmek için sıraya girerdi. Bildiğim kadarı ile kendi gelinliğini de dikmişti. Eski terziler gelinlikler, dopiyesler, ceketler, mantolar her şeyi özenle dikerlerdi. FETHİ KALKAN KİMDİR? Doğum Tarihi : 1932 Ölüm Tarihi : 2005 Ölüm Sebebi : Mesane Kanseri Eşi : Sevim Kalkan Çocukları : Levent, Bülent, Cüneyt , Haydar Cenan olmak üzere 4 çocuk babasıdır. Meslek : Sunğipek Fabrikası işçi-emekli , el örgüleri satıcılığı, ayakkabı satıcılığı.   Yaşam Öyküsü : Bursa ili Gemlik ilçesinde; 1 erkek, 3 kız kardeşten sonra beşinci çocuk olarak doğmuştur. Babası Gemlik’de manav, annesi ev hanımıdır. Abisi ile birlikte Sunğipek Fabrikasın’da çalışmıştır.1961 yılında Sevim Kalkan ile evlenmiştir.1976 yılında Sunğipek Fabrikası’ndan emekli olduktan sonra; emekleri ile bizzat kendi çalışarak ailesinin geleceği adına, şu an halen Çukurbahçe’de bulunan 3 katlı evinin inşaatını tamamlamıştır. Emekli olduktan sonra ticari hayata atılmış, önceleri branda üstünde sokak sokak gezerek, örgü yünü satarak hem Gemlik’in sevgisini kazanmış hem de ailesinin geçimini sağlamıştır. Daha sonra çalışkanlığı ile Gemlik’te toplam 4 ayrı yerde yüncü dükkanı açarak ticaretine devam etmiştir. Ticarette insanlara olan güveni doğrultusunda her söyleneni doğru olarak kabul eden bir kişiliğe sahip olduğu için, alacak verecek konularından yüncülük mesleğini yürütememiş ve bırakmıştır. Çalışmayı çok seven, insanlarla diyaloğu çok seven bir kişi doğal olarak çalışmadan duramazdı. Buna mütakip ayakkabıcılık sektöründe seyyar satıcı olarak çalışmaya devam etmiştir. Sunğipek Fabrikası’ndan emekli olduğu 1976 yılından vefat ettiği 2005 yılına kadar; 29 yıl hiç durmadan çalışan, Gemlik’in sevilen yüzü, dürüst insanı, kendinde ne varsa paylaşmayı bilen, parası var yada yok istendiğinde elinde avucunda ne varsa veren bir insandı Fethi KALKAN.. Eşi Sevim Kalkan : Eşine destek olmak hayatı paylaşmak adına evlendiği günden ta ki gözleri bozulup dikiş dikemez hale gelene kadar; Gemlik’te bayanlara dikiş dikmiştir ve kendisi Gemlik’in sayılı terzilerinden biri olmuş, verdiği sözlerin arkasında durma özelliği , kişiliği ile Gemlik’de ayrı bir yer edinmiştir.4 çocuğunu da bu iş yükü arasında doğru bir şekilde eğiterek özenle büyütmüştür. Kendisi halen İzmir’de çocuklarının yanındadır. Çocukları: Babalarından ve annelerinden aldıkları dürüstlük, insan sevgisi ile büyümüş ve onlardan aldıkları özgüvenle kendilerini yetiştirmişlerdir. Halen Levent, Bülent , Haydar Cenan Kalkan; İzmir’de kurdukları Türkiye’nin önde gelen ve ilk 10’nunda bulunan turizm seyahat acentası olan Oteldenal Tur. Tic.Ltd.Şirketi’nin başındadırlar. Cüneyt Kalkan ise kurduğu fabrika ile tüm dünyaya ticari makinelerinin üretimini ve ihracatını yapmaktadır. Çocuklarının bu başarılarının arkasında bir dev olan; onlara özgüveni, çalışmayı, insanları sevmeyi, yardımseverliği aşılayan anne ve babaları olmuş, onlarda her zaman onların izinden yürümekte ve yürümeye devam etmektedirler. KİMLER NELER YAZMIŞ ? ANILARA YOLCULUK’A... Tuğal KÖSEMEN.. Biz ailece çok iyi görüşürdük. Taaa çocukluğumdan itibaren; her hafta sonu ya onların evinde ya da bizim evimizde yemekli görüşürdük. Yakup amcanın oğulları Adem abi ve Fethi abi Sunğipek’te laboratuvarda babamla birlikte çalışıyorlardı. Adem abi ve kardeşi Fethi abi laboranttılar. Diğer kardeşleri Feriha abla büküm terbiyede çalışıyordu. Rahmetli Yakup amcanın dükkanı Balıkpazarı’nda evlerine çok yakındı. Yakup amca çok beyefendi ve kibar, ender bir insandı. Hanımı Hayret Hanım teyze de öyleydi. Nur içinde yatsınlar. Adem Murat YILMAM. Ben çocukken Lise Caddesi’nin Askerlik Şubesi civarı çocukları olarak sahile indiğimizde, ya maç yapmaya giderken ya da denize kaçarken görürdük amcamızı.. Fethi amcanın satış yaparken ki tiyatral performansı bana her zaman büyüleyici gelmisti. Müthiş bir insandı. Yaşamımda bana ilham veren birkaç önemli kişiden biriydi. Gemlik’te sanat ile ilgili çok şey yoktu ama Fethi amca gibi karakterler icra ettikleri işlerini bir sanatçının ruh hali içerisinde yapıyorlardı. Onları seyretmek ve dinlemek bambaşka bir yolculuktu, çocuk gözlerimde ve kulaklarımda, insanın ufkunu açan Gemlikliler’den biriydi. Kime sordum, kimden dinlediysem Arap Fethi’yi, güzel sözlerle andılar. Kimi çalışkanlığından, kimi sanki bir aktör gibi işini istekle ve sanatla yapmasından, kimi insanlığından, kimi eli açıklığından, konuşkanlığından, iyi bir komşu, baba, eş olmasından bahsedecek kadar iyi tanıyor onu. Ekmeğini taştan çıkarırken ihtiyacı olanın ayaklarını ısıtmış, yünler vermiş örüp ısınsınlar diye. Gelen hiç kimseyi boş çevirmemiş, parası olanın da olmayanın da ihtiyacını karşılarmış. Bunları emekli maaşını yatırarak aldığı mallar ile yapmış. Güzel izler bırakmış, gönülleri fethetmiş sevgi ve özlemle anılan biriydi FETHİ KALKAN. Gönlü zengin olan bu güzel insanın, makamı da zengin olsun, nurlarda uyusun... Başta bana aile fotoğraflarını ve babası ile ilgili bilgileri gönderen Levent Kalkan ve kardeşlerine, eşi Sevim Kalkan Hanım’a, yorumları ile değer katan Anılarda Yaşarken Gemlik ailesine, Kios Dergisi ve Serkan Kaynar’a teşekkürlerimle.. REYHAN ÇORUM.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MEHDİ UÇTU KİMDİR?</title>
<link>https://kiostv.net/mehdi-uctu-kimdir-28348</link>
<guid>https://kiostv.net/mehdi-uctu-kimdir-28348</guid>
<description><![CDATA[ MEHDİ UÇTU KİMDİR? Bu şekilde onu çok az kişi tanır ama; FISTIKÇI MEHDİ desem,hemen aklınıza bembeyaz giysileri,camekanlı seyyar kestane yada fıstık sattığı tezgahı ile aklınıza geliverir.. ERBABI BİLİR sözü onun dilinden herkesin anladığı şekilde gelirdi kulağımıza.“ Erbaaabiliiirrr”Diye anlayan da var,Mehdi amca sokakta bağırırken “Tazeaptük”Diye bağırırdı diyen de.. Hakkında yazılmış yorumlar, yazılar,kimi doğru,kimi kulaktan dolma.En güzeli onu ailesinden birinden dinlemek. Şeyme Uçtu hanım; babası ile kardeş çocuğu olan Mehdi amcasını anlattı.. Babaannem anlatırdı;Dedem ile abisi Arnavutluk’tan birlikte gelmişler.Mehdi amcam babamdan yaşça daha büyükmüş.Babam 33 doğumluydu,Mehdi amcam da 25 doğumlu olabilir.Ailemiz hakiki Arnavut.Aslında kardeş çocukları ama öz amcam gibiydi.Annem onların işlerine yardımcı... ]]></description>
<enclosure url="https://kiostv.net/uploads/images/202601/image_870x580_6973ebc63875f.jpg" length="88741" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 00:44:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<media:keywords>gemlik, kimdir, mehdi uçtu, reyhan çorum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>MEHDİ UÇTU KİMDİR? Bu şekilde onu çok az kişi tanır ama; FISTIKÇI MEHDİ desem,hemen aklınıza bembeyaz giysileri,camekanlı seyyar kestane yada fıstık sattığı tezgahı ile aklınıza geliverir.. ERBABI BİLİR sözü onun dilinden herkesin anladığı şekilde gelirdi kulağımıza.“ Erbaaabiliiirrr”Diye anlayan da var,Mehdi amca sokakta bağırırken “Tazeaptük”Diye bağırırdı diyen de.. Hakkında yazılmış yorumlar, yazılar,kimi doğru,kimi kulaktan dolma.En güzeli onu ailesinden birinden dinlemek. Şeyme Uçtu hanım; babası ile kardeş çocuğu olan Mehdi amcasını anlattı.. Babaannem anlatırdı;Dedem ile abisi Arnavutluk’tan birlikte gelmişler.Mehdi amcam babamdan yaşça daha büyükmüş.Babam 33 doğumluydu,Mehdi amcam da 25 doğumlu olabilir.Ailemiz hakiki Arnavut.Aslında kardeş çocukları ama öz amcam gibiydi.Annem onların işlerine yardımcı olur,Mehdi Amcamın kıyafetlerini yıkar,ütüler,o da tertemiz giyinirdi... Yeni Mahalle’de yıkık dökük evleri vardı.İki kardeştiler.Kardeşi Veysel,anacığı ve yengemle birlikte yaşardı.Yengem yatalaktı,önce ona bebekler gibi bakardı ama anlaşamadılar boşandılar.Amcam ne kadar temiz titizse,eşi de tam aksiydi. Bir üvey oğlu vardı,evlenerek yurt dışına gitti,Almanya’da yaşardı.Ölünce babasının cenazesine bile gelmedi. Amcam çok temiz,titiz,kalbi de,yüreği de güzel bir insandı.Kimseye zararı olmayan bir garibandı.Herkes onu sever sayardı.Biraz da sinirliydi.Malum Arnavutların damarlı olduğu söylenir.. Kardeşi Veysel bir çitlikte çalışıyordu.Bir kızı sevmiş vermemişler,sonradan hastalandı.Önce öyle değildi.Aklını bu aşk yüzünden oynatmış.Veysel amcamın matematiği cok kuvvetliydi,bize ilkokul ,ortaokul’da matematik derslerimizde hep yardım ediyordu, yüreği güzel insanlardı. Amcam kardeşi ile hiç anlaşamaz kızardı ama hiç kini yoktu.O’na da,annesine de o baktı.Yengemi çocuklar kızdırırdı,çocuklara taş atardı,korkar kaçarlardı. Onlara bizden başka sahip çıkan olmadı.Her zaman amcam olduğu için gurur duyardım.Yazları küçücük camekanı ,bembeyaz kıyafeti ile fıstık,çekirdek satardı. Kışın kestaneyi kaynattığı büyük bakırdan bir kazanı vardı. Gazete kağıdından yapılmış külahlara doldururdu kabuklu fıstık ve kestaneleri,iskele de,esnafları dolaşarak elindekilerini tüketmeye bakardı.Sık sık da fıstık diye bağırırdı.Onun o bağırması meşhurdu. Bize de uğrar”Bir ihtiyacınız var mı?”Diye sorardı.Çünkü bizler de garibanlıkla büyüdük. Amcam evde kalp krizi geçirerek rahmetli oldu.(2010) Bir kaç kişinin anlattıklarına da yer verirsek onu daha iyi tanıyabiliriz.... Bakalım neler anlatmışlar? Anılar diyelim!!! Tuğal Kösemen. Ben fıstıkçı Mehdi’yi İlkokula başladığım yıllarda 1949-50 yıllarında tanıdım.Yaz aylarında fıstık satar,kış aylarında ise boynunda asılmış sele içinde haşlanmış kestane satardı.Kestane satarken ona özel bir satış sloganı vardı.”Çongaranın kestanesi-okka çeker beş tanesi” Diye hem bağırır ve hemde boynunda sele yürürdü.Tanıdığım yıllarda fıstığı da,kestaneyi de boynuna astığı sele içinde,küçük kese kağıtları ile satardı.Tanıdığım çok çalışkan insanlardan birisiydi.Mekanı cennet olsun. Ali Türen Yıllarca komşuluk yaptık. Rahmetli Hano teyze Fıstıkçı Mehdi’nin annesiydi.Gerçek ismi Hanife idi.Herkes ona Hano teyze derdi. Onun bakımını kardeşi Veysel abi yapardı.Mehdi amca evin geçimini sağlar,Veysel abide annesine bakar ev işlerini yapardı. Hano teyze herkese hep Mehdi amcayı sorardı.”Mehdi nerde? “... Komşular”Ne yapacan Mehdi’yi ,senin bakımını Veysel yapıyor, onu niye sormuyorsun”Diyerek, tatlı sert şakayla karışık azarlarlardı. Hano teyze son zamanlarında iyice yaşladığından çocuklara taş atmaya başlamıştı. O taşlardan bir kere bende nasibimi almıştım. Anneannem Hano teyzeye kızmıştı. Şimdi Ananem de; Hano teyzede,Mehdi amcada,kardeşi Veysel’de hepsi rahmetli oldu. O yıllarda fakirlik çoktu ama insanlık ve komşuluk vardı. Bir gün Mehdi amca bana üzerinde kendi resmi olan Gemlik kartpostalını gururla gösterdi. Bir de kendisinin adı geçen bir yerel gazetenin yazısını.Gemlik’e mal olmanın haklı gururunu hayattayken tattı.Allah rahmet eylesin. Yunus Kardeştuncer Gemlik Rotary Kulübü olarak 1999-2000 döneminde mesleklerinde diğerlerine örnek olarak gösterilebilecek meslek sahiplerine verilen, Meslek Hizmet ödülünü oy çokluğu ile alınan karar sonucu kendisine takdim etmiştik..O dönem başkanı olarak o ödülün verilmesinden büyük onur duymuştum.. TC Canan Bölük 12 Eylül 1980 öncesi adı 27 Mayıs olan İlkokul’umdan evime giderken Mehdi amcaya imrenirdim.Bembeyaz ayakkabıları,çorapları,pantalonu,gömleği,beline bağladığı önlüğü,sapkası ile onu TC Ziraat Bankası önünde gördüğümde,”Nasıl bu kadar tertemiz durabiliyor?”Derdim. Babür Balcı Bembeyaz kıyafeti ile satış yapması karakterinin de aynasıydı bence.Gıda maddesi satanların hijyen olması gerektiğini kıyafetiyle anlatıyordu.Satış sloganı da;”’Taze fıstık ,erbabı bilir’’.Kestane satarken de;’’Hakiki Benli kestanesi’’İdi.Karakteri de çok temizdi.Gemlik’in renkli simalarından birisiydi. Ali İhsan Erdem Çok iyi tanırdım komşumuzdu.Ara sıra ona pantolon falan dikerdi annem.Pantolonun parasını alırken cebinden tomarla para çıktığını görünce şaşırırdım.Kendi kedime derdim ki;”Bu kadar parası olan biri, eski evde neden yaşar?”. Babamla şakalaşırlardı,babama derdi ki;”Fıstıklı’ya fıstık toplamaya yürü Belediyeci”.Kışın kestane sattığı için babam da ona” Sen Benni’ye yürü kestane toplamaya”Derdi. Salih Ertan Özkardeş Camdan çerez kutusu vardı.Onun camına 25 kuruş ile tık tık yapardı.Tuzlu fıstık ve kabak çekirdeği yerdik.”Hep zarar,hep zarar “Derdi”. Sureyya Üzmezler Hadi bakalım bir anıda benden..... Mehdi amcanın en meşhur sloganlarından biride erbabibilir idi...... Fıstık satarken tanıdık simalarıyla tek mi cift mi oynardı..... Fıstık kese kağıdından masaya dökülür.... Çifter çifter sayılır..... Müşteri “tek”Dedi ise.... Tek çıkarsa kazanır.. Çift çıkarsa kaybeder iki paket parası öderdi.... Gençlik işte....! Mehdi Amcaya tek mi çift mi oynamayı teklif ettim.. Kırmadı oynadık kaybettim..... Bir paket fıstığa 10 tl ödedim...... Akşam babam eve geldi..... Elinde 5 tl bunu sana Mehdi amcan yolladı, arkadaşlarının içinde seni kırmak istememiş,kaybetmişsin... Al paranı bir daha Mehdi amcana oyun teklif etme........ O oyun, Gemlik’in ileri gelenleriyle Mehdi arasında bir oyun ..... Amacı da Mehdi’ye satış yaptırmak üzere kurgulanmış... Sepetin bir tarafı tek bir tarafı çifttir..... Bunu da herkes bilir ve ses etmezler.... Dedi..... Düşünebiliyormusunuz.? Gönül zenginliğini... İste Gemlik buydu.....!! Elbette ki anılar çok,anılar bitmez.Ben onu Atatürk Okulum’un önündeki hali ile hatırlayacağım..Harçlıklarımız ile tezgahına koşardık..Çocukluğumun Mehdi amcası,Gemlik’in sembollerinden biri. Dualarımızda yaşayacak..</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>