Mahalle dizilerinden mafya dizilerine!
Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, dizilerdeki dönüşümü ve izleyici üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
Eski dizilere duyulan özlem güçlü bir kolektif kültürel hafızaya dayanıyor
Eski dizilere duyulan özlem yalnızca bireysel hatıralarla sınırlı değil; güçlü bir kolektif kültürel hafızaya dayandığını dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Çünkü diziler sadece izlenen yapımlar değil, birlikte deneyimlenen sosyal deneyimlerdi. Ailece televizyon izleme kültürü ortak duygular üretir, diziler gündelik iletişimin önemli bir parçası haline gelirdi. Bugün bu diziler hatırlandığında yalnızca hikayeler değil, o dönemin aile ortamı, sosyal ilişkileri ve duygusal atmosferi de yeniden hatırlanır. Tanıdık kurgu dünyalarının güven, aidiyet ve duygusal istikrar sağladığı bilinmektedir. Bu nedenle insanlar yoğun duygular yaşadıklarında veya zihinsel olarak yorulduklarında tanıdık anlatılara yönelerek psikolojik bir ‘güvenli alan’ oluştururlar.” dedi.
Eski dizilere olan ilgi duygusal dengeyi koruma ihtiyacıyla da ilişkili
Günümüz dizilerinin yapısal dönüşümünün nostalji duygusunu güçlendirdiğine işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Bölümlerin aşırı uzun olması, tekrar eden sahneler ve anlatı yoğunluğunun zayıflaması izleyicinin eski dizileri daha anlamlı ve bütünlüklü olarak değerlendirmesine yol açmaktadır. Böylece nostalji yalnızca geçmiş özlemi değil, içerik kalitesi karşılaştırmasına dayanan bir algıya dönüşmektedir. Bu yönüyle eski dizilere duyulan ilgi modern yaşamın karmaşıklığı karşısında duygusal dengeyi koruma ihtiyacıyla da ilişkilidir.” diye konuştu.
Eski dizilerdeki mahalle ilişkilerine özlem de var
Eski dizilerin mahalle ilişkileri, komşuluk, dayanışma ve aile bağları gibi gündelik hayatın içinden temalar sunduğunu, sıradan insanlara benzeyen karakterlerle izleyiciyle güçlü bağ kurduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “İzleyici bu karakterlerde kendisini görebiliyor, anlatıyla duygusal özdeşleşme kurabiliyordu. Günümüzde ise birçok yapımda gerçeküstü zengin yaşam tarzları, lüks mekanlar ve idealize edilmiş karakterler öne çıkmaktadır. İzleyicinin gündelik deneyimiyle bağ kuramaması duygusal mesafeyi artırmaktadır. Ayrıca güncel dizilerde diyalogların daha teatral ve yapay olması, gündelik konuşma dilinden uzaklaşılması samimiyet algısını zayıflatmaktadır. Şehir yaşamının hızlanması, bireyselleşmenin artması ve sosyal ilişkilerin zayıflaması geçmişteki bu sıcak ilişkileri daha değerli hale getirmektedir. Bu nedenle eski diziler izleyiciye daha yavaş, öngörülebilir ve duygusal istikrar sunan anlatılar olarak hatırlanmaktadır.” şeklinde konuştu.
Mafya ve entrika temalı dizilerin artışı toplumsal dönüşüme işaret ediyor
Mafya ve entrika temalı dizilerin artışını toplumsal dönüşümle ilişkilendiren Prof. Dr. Süleymanlı, şöyle devam etti:
“Günümüzde rekabet, güç mücadelesi ve çatışma temalarının yoğunlaşması kültürel anlatıların yönelimini yansıtırken, aynı zamanda izleyicinin ilişki ve davranış algılarını da etkileyebilir. Özellikle anlatıların sürekli yüksek dramatik gerilim ve travmatik olaylar üzerine kurulması dikkat çekmektedir. Sürekli kriz ve yoğun duygusal uyarım izleyicide duygusal yorgunluk oluşturmakta ve daha dengeli anlatılara duyulan özlemi artırmaktadır. Bu nedenle diziler yalnızca toplumsal eğilimleri yansıtmakla kalmaz, güç, otorite ve ilişki biçimlerine dair algıları yeniden üretir.”
Mafyatik diziler bir tür katarsis işlevi görüyor
Bu dizilerin izleyici için duygusal boşalım alanı oluşturabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “İzleyici gündelik yaşamda deneyimlediği gerilimleri ve bastırılmış duyguları karakterlerle kurduğu özdeşleşme üzerinden sembolik biçimde deneyimler. Ancak bu süreç yalnızca katarsis değildir. Medya karakterleri aynı zamanda rol modeli işlevi görebilir ve sürekli tekrar edilen güç, şiddet veya çatışma temaları zamanla normal kabul edilen davranış sınırlarını etkileyebilir. Bu nedenle popüler kültür ürünleri yalnızca eğlence değil, değer algısını ve toplumsal normları şekillendiren güçlü kültürel araçlar olarak değerlendirilmelidir.” dedi.
Kuşaklar arasında dizi tercihleri de farklılaşıyor
X ve Y kuşaklarının televizyonun merkezi olduğu dönemde yetiştikleri için hikaye bütünlüğü, karakter gelişimi ve duygusal bağ kurabilecekleri anlatılara daha fazla önem verdiklerini anlatan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Diziler onlar için aynı zamanda aile içinde paylaşılan ortak bir deneyimdir. Z kuşağı ise dijital platformların etkisiyle daha hızlı ilerleyen, görsel açıdan yoğun ve kısa dikkat süresine uygun içerikleri tercih etmektedir. Dijital platformların kısa sezonlu ve yüksek prodüksiyonlu yapımları izleyici beklentisini yükseltmiş, televizyon dizilerinin anlatı temposu ve yapısı daha fazla eleştirilir hale gelmiştir. Buna rağmen genç kuşakların da eski dizilerde daha doğal ilişkiler ve güçlü sosyal bağlar gördüklerini ifade etmeleri dikkat çekicidir. Bu durum, dijitalleşmeye rağmen insanların gerçeklik hissi ve aidiyet sunan hikayelere duyduğu ihtiyacın sürdüğünü göstermektedir.” şeklinde konuştu.
“Güçlü erkek” ve “anti-kahraman” temaları artıyor
“Güçlü erkek” ve “anti-kahraman” karakterlerin artışına da değinen Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu temalar gücü çoğu zaman sertlik, kontrol ve otorite ile ilişkilendirerek toplumsal cinsiyet algısını etkileyebilmektedir. Anti-kahraman karakterlerin normalleşmesi, gücün baskınlık ve mücadele üzerinden tanımlandığı bir ilişki anlayışını görünür hale getirmektedir. Medya yalnızca toplumu yansıtmaz; aynı zamanda hangi davranışların kabul edilebilir olduğu konusunda referans çerçevesi sunarak toplumsal değerleri yeniden üretir. Bu nedenle bu tür temsiller uzun vadede ilişki biçimlerinin ve rol beklentilerinin dönüşümünde etkili olabilir.” ifadesinde de bulundu.
İnsanlar geçmişi daha olumlu hatırlama eğiliminde
Eski dizilerin romantize edilmesinin hem nostalji etkisi hem de medya ortamındaki dönüşümle ilişkili olduğuna da vurgu yapan Prof. Dr. Süleymanlı, “İnsanlar geçmişi daha olumlu hatırlama eğilimindedir; ancak günümüz dizilerinin yüksek tempo, yoğun çatışma ve sürekli dramatik gerilim üzerine kurulması geçmişi daha sakin gösteren bir etkendir. Bunun yanında günümüz dizilerinde ticari kaygıların belirleyici olması, reyting odaklı senaryo değişimleri ve karakter derinliğinin yeterince gelişememesi de eski dizilerin daha tutarlı ve bütünlüklü olduğu algısını güçlendirmektedir.” diye konuştu.
Mahalle kültüründen mafya kültürüne geçiş neyi anlatıyor?
Mahalle kültüründen mafya temalı anlatılara geçişin toplumsal dönüşümün bir yansıması olduğunu belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Mahalle dizileri dayanışmayı, güveni ve kolektif yaşamı temsil ederken; günümüz yapımlarında bireysel rekabet, güç ilişkileri ve çatışma temaları öne çıkmaktadır. Bu dönüşüm aynı zamanda medya üretiminde sanatsal kaygılardan ticari kaygılara yönelimin artmasıyla da ilişkilendirilebilir. Reyting ve ekonomik beklentiler çatışma merkezli anlatıların daha fazla tercih edilmesine yol açmıştır. Bu nedenle diziler yalnızca eğlence değil, toplumun değer dünyasını ve duygusal iklimini şekillendiren kültürel metinlerdir. Eski dizilere duyulan özlem de bu dönüşümün izleyici bilincindeki yansıması olarak okunabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Sevgi
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
0






